En tehlikeli insan, seni kullanamadığında kötüleyendir...

Bazı insanlar hayatımıza gerçekten bizi sevdikleri için girer. Bazılarıysa bize değil, bizden elde ettikleri şeye bağlanır. Aradaki farkı çoğu zaman hemen anlayamayız. Çünkü böyle insanalr başlangıçta oldukçça iyi bir dost, anlayışlı bir arkadaş, hatta hayatımızın en önemli insanlarından biri gibi görünebilir. Yanımızdadırlar, bizi överler, desteklerler. İhtiyaç duyduğumuzda ellerini uzatırlar. Fakat bütün bunların altında görünmeyen bir beklenti vardır."Sen bana iyi geldiğin sürece ben de sana iyi geleceğim." İlişkinin dengesi, fark etmeden bir alışverişe dönüşmüştür. Sen onun sorunlarını dinlersin. Onun yükünü taşırsın. İhtiyaç duyduğunda yanında olursun. Bazen kendi hayatından vazgeçip onun hayatına yer açarsın. Ve bir gün yorulursun. Bir şeyleri sorgulamaya başlarsın. Hayır dersin. Sınır koyarsın. Kendi hayatına, kendi isteklerine ve kendi ihtiyaçlarına dönersin.
İşte bazı insanların seni gerçekten tanıdığı yer tam olarak burasıdır. Çünkü seni seven biri, sınır koyduğunda da seni sevmeye devam eder. Seni yalnızca işine yaradığın için yanında tutan kişi ise değiştiğini söylemeye başlar. "Çok değişti." "Eskiden böyle değildi.""Kendini bir şey sanmaya başladı.""Artık kimseyi umursamıyor."Belki de değişen sen değilsindir. Belki sadece artık onun senden alıştığı şeyi vermiyorsundur.
Seni insan olarak mı görüyor, yoksa bir işlev olarak mı? Bazı ilişkilerde kişi, karşısındaki insanın kim olduğundan çok kendisine ne sağladığıyla ilgilenir. Kimisi için sen iyi bir dinleyicisindir. Kimisi için her zor anında koşacak kişisindir. Kimisi için bağlantıların, bilgin, paran, çevren ya da desteğin değerlidir. Kimisi içinse yalnzıca kendi eksiklerini tamamlayan birisindir. Böyle bir ilişkide senin bireyselliğin zamanla görünmez hale gelir. Ne istediğin değil, ne verebildiğin önem kazanır. Oysa dostluk bir alışveriş tablosu değildir. "Ben sana bunu yaptım, sen de bana bunu yapmalısın." hesabıyla yürüyen bir bağ, bir süre sonra insanı yorar. Çünkü gerçek bir ilişkide insan, yalnızca faydalı olduğu zaman değerli değildir.
Sen sınır koyduğunda neden kötü olursun? Çünkü bazı insanlar senin sınırlarını, kendilerine yöneltilmiş bir saldırı gibi algılar. Daha önce her söylediğini yaptığın için sen iyisindir. Her telefonuna cevap verdiğin için anlayışlısındır. Her sorununu dinlediğin için mükemmel bir dostsundur. Ama bir gün: “Bunu yapamam.” dersin. İşte o zaman bütün tanım değişir. Bir anda bencil olursun. Kibirli, nankör, değişmiş olursun. Oysa sen belki de ilk kez kendini düşünmüşsündür. Ve bazı insanların buna alışması zordur. Çünkü senin sınır koyman, onların senden elde ettiği rahatlığın sona ermesi anlamına gelir. "Ben onu var ettim." Belki de bu tür ilişkilerin en tehlikeli taraflarından biri budur. Bazı insanlar, hayatında bir süre destek oldukları kişiyi zamanla kendi eserleri gibi görmeye başlar.
“Ben onun yanında olmasaydım…”
“Ben ona yardım etmeseydim…”
“Ben onu o günlerde toparlamasaydım…”
Sanki senin bugün olduğun insanın tamamını onlar yaratmış gibi. Oysa bir insanın hayatında bulunmak, onun hayatının sahibi olmak değildir. Birine destek olmuş olabilirsin.
Elinden tutmuş olabilirsin. Zor zamanında yanında durmuş olabilirsin. Ama bu, onun üzerinde ömür boyu hak sahibi olduğun anlamına gelmez. Çünkü herkes kendi hayatının yolcusudur. Senin hikâyende yanında yürümüş olması, yolun sahibi olduğu anlamına gelmez.

Peki ya sonra?
İlişki bittiğinde veya sen geri çekildiğinde, bazı insanlar yaşananları olduğu gibi kabul etmek yerine kendilerine başka bir hikâye anlatmayı seçer. “Demek ki o zaten kötüymüş.” “Ben onu yanlış tanımışım.” “Değişen oydu.” “Bana bunu nasıl yapabildi?” Çünkü bazen gerçeği kabul etmek, insanın kendi davranışlarıyla yüzleşmesini gerektirir. Bu yüzden karşısındaki kişiyi kötü ilan etmek daha kolaydır. Sen artık onun hayatındaki eski rolünü oynamıyorsundur ama o, bunu kabul etmek yerine seni yeni bir hikâyenin kötü karakterine dönüştürür. Ve hakkında konuşmaya başlar. Seni anlatmaya devam ediyorsa… Burada ilginç bir şey vardır. Bir insan hayatından çıkardığı birini neden sürekli anlatır? Neden hâlâ onun ne yaptığını, nasıl değiştiğini, kimlerle görüştüğünü konuşur?
Belki de mesele gerçekten sen değilsindir. Belki de senin hayatından çıkman, onun kendi içinde cevaplayamadığı bazı soruları ortaya çıkarmıştır. Ama bunu çözmek senin görevin değildir. Onun ne söylediğini kontrol edemezsin. Kimin neye inanacağını da. Herkese kendini anlatmaya çalışmak, bazen seni hiç istemediğin bir savaşın içine çeker. Oysa bazı savaşlar cevap vermeyerek kazanılır.
Bazen hiçbir şey yapmamak en güçlü cevaptır.
Kendini savunmak isteyebilirsin. Her şeyi anlatmak, gerçekleri ortaya koymak, insanların aslını öğrenmesini sağlamak isteyebilirsin. Ama kendine şunu sor:
Gerçekten herkesi ikna etmek zorunda mıyım? Hayır. Çünkü seni gerçekten tanıyan insanların, başkasının anlattığı hikâyeye ihtiyacı yoktur. Seni tanımayanların fikrini değiştirmek için de hayatını tüketmek zorunda değilsin. Sen kendi hayatına devam et.
Sınırlarını koru. Kim olduğunu unutma. Ve sana ait olmayan bir hikâyeyi düzeltmek için kendini parçalama. Çünkü zaman geçtikçe insanlar yalnızca söylenenleri değil, davranışları da görür. İnsanların anlattığı hikâyeler değişebilir. Ama karakter, uzun vadede kendini ele verir. Bu yüzden bazen verilebilecek en güçlü cevap gerçekten de hiçbir şey yapmamaktır. Sessiz kal. Yoluna devam et. Çünkü seni kullanamadığı için kötüleyen birinin seni tanımlamasına izin vermediğin gün, onun üzerindeki gücünü de kaybedersin.
Sen onun hikâyesindeki kötü karakter olmayabilirsin.Belki sadece artık onun istediği rolde oynamıyorsundur.



Yorumlar