top of page
Kendine-Bir-Yer-Aç-logo

Yargı

nurunverunlu
12 Eyl
2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 23 Eyl

“En ağır yargı başkasından değil, kendi sesinden gelir. Bazen iyileşmek, o sesi susturmak değil; onunla dost olmayı öğrenmektir.”


 

    Zihinimizin içinde hiç susmayan, attığımız her adımı yorumlayan ve çoğu zaman bizi acımasızca eleştiren bir sesle yaşamımızı sürdürüyoruz. Başarılı olduğumuzda bile eksiklerimizi gösteren, hata yaptığımızda ise bizi affetmeyen bu iç ses, aslında hayatımız boyunca yanımızdan ayrılmayan görünmez bir yol arkadaşıdır. 

 

    Kendimizle baş başa kaldığımızda çoğu zaman şu cümleler yankılanır:

 

“Yine güçlü olamadın.”

“Yine kontrolünü kaybettin.”

“Yine de o sözü söylememeliydin.”

“Yine aynı hatayı yaptın.”

“Yine sessiz kaldın.”

“Yine cevap veremedin…”

 

    Belki de en acımasız yargılar, başkalarının söyledikleri değil; kendimize söyleyemediklerimizdir. Çünkü insan, kendi zihninden geçen düşünceleri çoğu zaman sorgulamadan gerçek kabul eder. Bu nedenle sürekli kendini yargılamak,  çoğu zaman fark edilmeyen ama insanı içten içe tüketen bir alışkanlığa dönüşebilir. 

 

    Kırıldım Ama İyileşiyorum kitabında bu durum çok etkileyici şekilde anlatılır: 

 

“Başkalarının sana söylediği olumsuz sözlerden daha uzun kalır içindeki ses zihninde. Çünkü kendine söylediğin her şeyi sorgulamadan doğru sanırsın. 

-Ben neden böyleyim?

-Ben zaten hep böyleydim.

-Bu yüzden kimse beni sevmez.

Sanki içinde görünmeyen bir mahkeme kurulu vardır. Hakim de sensin, savcı da, cezayı çeken de.”

 

    Gerçekten de öyledir. İçimizde kurduğumuz mahkemede hem suçlayan hem yargılayan hem de cezayı çeken yine biz oluruz. Peki bu ses nereden geliyor? Çoğu zaman çocukluğumuzdan… Belki ilkokulda öğretmenimizin tüm sınıfın içinde söylediği utandırıcı bir söz… Belki arkadaşlarımız tarafından dışlanmanın bıraktığı kırgınlık…Belkide en çok ihtiyaç duyduğumuz anda anne ya da babamızdan duyduğumuz kırıcı bir cümle… 

 

    Yıllar geçer, biz büyürüz; fakat o cümleler de bizimle birlikte büyür. Artık aynı kelimeleri kimse söylemese bile, onları kendi iç sesimiz tekrar etmeye başlar. İşte bu yüzden yetişkin olduğumuzda en sert eleştirmeni çoğu zaman kendimiz oluruz. Oysa hata yapmak insan olmanın en doğal parçasıdır. Hiç kimse kusursuz değildir. Önemli olan hatalarımızı inkar etmek ya da onlardan utanmak değil, onları gelişimin bir parçası olarak görebilmektir. 

 

    Belkide kendimize zaman zaman şunu söyleyebilmeliyiz:


“Evet, hata yaptım. Ama hatalarım sayesinde öğreniyorum. Kusurlarım beni değersiz yapmıyor. Sevilmeye layık olmam için mükemmel olmam gerekmiyor. Kendimi affediyorum ve yeniden denemeyi seçiyorum.”

 

    İçimizdeki sesi susturamayabiliriz. Çünkü o ses hayatımız boyunca bizimle olacak. Ancak onun tonunu değiştirebiliriz. Sertliğini yumuşatabilir, eleştirisini şefkate dönüştürebiliriz. 

 

    Taocu filozof Lao Tzu, Tao Te Ching adlı eserinde şöyle der:


“Başkalarını tanıyan kişi anlayışlıdır; kendini tanıyan ise zekidir. Başkalarının yenen güçlüdür; kendini yenen ise kudretlidir. Kaderinden memnun olan zengindir; enerji ile hareket etmeye devam eden kişi sağlam bir iradeye sahiptir.” 

 

    Belki de gerçek güç, kusursuz olmakta değil; kendimizi bütün eksiklerimizle kabul edebilmektedir. Çünkü insanı iyileştiren şey, hiç hata yapmamak değildir. İyileştiren; hata yaptığında kendine merhamet gösterebilmek, yeniden ayağa kalkabilmek ve kendi iç sesini en büyük düşmanı değil, en güvenilir yol arkadaşı haline getirebilmektir.

 

    Unutma; hayatın boyunca seninle yaşayacak tek kişi yine sensin. Bu yüzden kendine bir yabancı gibi değil, en sevdiğin dostun gibi davran. Çünkü en huzurlu hayat, başkalarının değil, kendi yargıların sustuğu değil, şefkatle konuşmayı öğrendiği anda başlar.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page